Skip to the daf
טוען את הדף…
Skip to the text

מאמר השני; אחדות 5

HaEmunot veHaDeot · [Treatise II] The Unity of the Creator, Chapter 5

‹›
  1. 1

    ואחר כן אומר שבשער הזה טעו הנוצרים וחשבו בו זולתו, והביאם זה אל שישימוהו שלשה, ויצאו ‏אל הכפירה. והנה אני מקיים שיש עליהם מהתשובה מהמושכל, ובאחד האמת באחדותו אעזר. ‏ואינני מכוין בתשובה הזאת עמי הארץ שבהם, כי הם אינם יודעים כי אם השלוש המוגשם בלבד, ‏ולא אטריד ספרי בתשובתם מפני שהוא מבואר ונקל, אבל אכוון להשיב אל חכמיהם, אשר חושבים ‏שהם מאמינים בשלשה בעיון ובדקות תבונה, ובאו אל אלה המדות ותלו עצמם בם ואמרו: לא יברא ‏כי אם דבר חכם חי, וחשבו כי חיותו וחכמתו שני דברים זולת עצמו, ושבו אצלם ג'. ותחלת מה ‏שתגל בו התשובה עליהם, שהם אינם נמלטים משיחשבוהו גשם או לא גשם, ואם חשבוהו גשם. הם ‏טועים כפתיי עמם, ועם זה הם חייבים בכל תשובה שהשיבונו בה על כל מי שיגשימהו. ואם לא ‏יחשבוהו גשם, אמרו שיש בו שנוי, עד שיהיה תארו זה אינו תארו האחר, הוא אמרם שהוא מוגשם ‏באמת, אבל אמרוהו בלשון אחר, כי מה שיש בו שנוי הוא גשם בלא ספק, ואנחנו כבר קיימנו, כי ‏הענינים האלה הם תאר אחד, אבל בלשון לא יוכל לקבצה בדבור, כאשר יוכל השכל לקבצה במדע. ‏ודומה זה למי שאומר הוא אינו עובד האש, אבל הוא עובד הדבר השורף המאיר העולה למעלה, ‏אשר הוא האש באמת. ואחר כן נשתדל עמם שיאמרו בפיהם שהוא גשם, ואם ימנעו מזה ויאמרו לא ‏יתכן לאמר שהוא גשם, שכל גשם עשוי, וכן יתחייב שלא יאמרו שחיותו וחכמתו זולתו, שכל מי ‏שחיותו זולתו עשוי. ואלה, ירחמך האל! סכלו אפני הבאה הראיה, והוא שאנחנו המון המיחדים ‏האמננו שחיי האדם זולתו, בעבור שראינוהו פעם חי ופעם מת, ידענו כי דבר היה בו והיה חי, ‏וכאשר סר ממנו שב מת. וכן כאשר ראינוהו פעם חכם ופעם סכל ידענו כי דבר היה בו והיה חכם, ‏וכאשר סר ממנו שב סכל. ולולי מה שראינו מאלה ב' הענינים באדם, היינו מאמינים כי האדם חי ‏חכם לעצמו. וכיון שבטל באמת מצוא עת לבורא הכל, שלא יהיה בה חי ולא חכם, כאשר נמצא ‏לאדם, התחייב בלי ספק שיהיה חי לעצמו וחכם לעצמו, ובטל מה שנטו אליו האנשים האלה ‏מעיקרו. ועם זה לא השלימו מה שראוי לידועם על דעתם, והוא שאמרו עצמו וחיותו וחכמתו, ועזבו ‏לומר ויכלתו וכן ענין שומע ורואה. ואם אמרם חי מספיק להם מיכול, ואמרם חכם מספיק להם ‏משומע ורואה, אמרם ג"כ חכם מספיק להם מחי, כי אין חכם כי אם חי. הלא תראה שהם לא הלכו ‏על דעתם אפילו אחר עיונם, אך הבהילו במאמר הזה לעמוד בו כנגד מה שנאמר להם. ואחר כן ‏אומר: כי אם היה אפשר בענינו שנוי אחד, היה אפשר בו כל שנוי שבעולם כי העיון איננו מעיין כי אם ‏בכללי הדברים ומיניהם, ואיננו מעיין באישיהם ופרטיהם. ואם האנשים האלה חשבו להביא ראיה מן ‏המושכל, כבר בארנו הפסדו עליהם במה שנטו אליו. ואם הביאו ראיה מן הכתוב, במה שאומרים ‏קצתם, ראיתי הכתוב אומר רוח ומלה, הוא אמרו (ש"ב כ"ג ב') רוח י"י דבר בי ומלתו על לשוני. ‏נאמר כי זה הרוח והמלה ברואים, הם הדברים המופרדים אשר שם הבורא בפי נביאו, וכבר ידענו ‏כי הספרים קוראים שם הבורא נפש, כאשר אמר (תהל' כ"ד ד') אשר לא נשא לשוא נפשי במקום ‏שמי. וכאשר היה בברואים נפש ורוח ענין אחד, והיה נפש בבורא ענינו שם, כן לו רוח וענינו חזון ‏ונבואה. וזה מאלה המביאים ראיה מעוט ידיעה בלשון העברים. וכן מצאתי קצתם מביא ראיה, כי ‏הספרים אמרו, כי רוח האל עושה. כאמרו (איוב ל"ג ד') רוח אל עשתני ונשמת שדי תחיני. ואמרו ‏שדבר הבורא עושה, כאמרו (תהלים ל"ג ה') בדבר י"י שמים נעשו. וראיתי שגם זה ממעוט ידיעתם ‏בלשון; אך חפץ הספרים באמרם כי העושה עשה הדברים בצוויו, או במאמרו, או בחפצו, או ברצונו; ‏כלומר שעשה אותם בכוונה, לא על דרך השוא ולא בשגגה, ולא בהכרח, כאשר אמר (איוב כ"ג י"ג) ‏והוא באחד ומי ישיבנו ונפשו אותה ויעש. ורוצים באמרו שהוא עשה אותו בדברו וברוח פיו ובמאמרו ‏ובקריאתו שעשה אותם בבת אחת, לא במדה מהזמן, ולא חלק אחרי חלק, כאשר אמר (ישע' מ"ח ‏י"ג) קורא אני אליהם יעמדו יחדיו. ונדמה לנו זה בדבר אשר נאמר לו בו או שנפח בו ברוח פיו, כן ‏אמר (תהל' ל"ג ו') וברוח פיו כל צבאם. מנשמת רוח אפך (שם י"ח ט"ז) ומזה אני מוצא אותם ‏עוזבים דעתם, כי הספרים אומרים כי ידו תעשה (איוב י"ב ט') כי יד י"י עשתה זאת. ושעינו תצור ‏‏(משלי כ"ב י"ב) עיני ה' נצרו דעת. ושכבודו יאסוף (ישע' נ"ח ח') כבוד י"י יאספך. ושאפו עולה (תהל' ‏ע"ח ל"א) ואף י"י עלה בהם. ושרחמיו באים (שם קי"ט ע"ז) יבואוני רחמיך ואחיה. ויהיה כל אחד ‏מאלו הענינים והדומה להם מדות אחרות מוספות על הרוח והמלה. מפני שלכלם פעל מיוחס להם ‏כאשר להם פעל מיוחס. ואלה, יישירך האלהים! והדומה להם אצלנו העברות בדבור והרחבות ‏נרחבה בהם הלשון, ולכל אחד מהם הקרבה והבנה, אבאר אותו בעתיד בעזרת האל:‏

    Sonra derim ki Hristiyanlar bu konuda yanıldılar; O’nun hakkında O’ndan başkasını düşündüler. Bu onları O’nu üç kılmaya götürdü ve inkara sürüklendiler. Onlara karşı akıldan verilecek cevabın bulunduğunu sabit kılıyorum; birliğinde gerçek olan Bir’in yardımıyla bunu yapacağım. Bu cevapta onların halk tabakasını hedeflemiyorum; çünkü onlar yalnızca cisimleştirilmiş üçlemeyi bilirler. Kitabımı onların cevabıyla meşgul etmeyeceğim; çünkü bu açık ve kolaydır. Fakat kendilerince inceleme ve anlayış inceliğiyle üçe inandıklarını düşünen bilginlerine cevap vermeyi hedefliyorum. Onlar bu niteliklere geldiler, bunlara tutundular ve şöyle dediler: “Ancak bilge ve diri olan bir şey yaratır.” Sonra O’nun diriliğini ve bilgeliğini O’nun özünden başka iki şey sandılar; böylece kendi yanlarında üç oluştu. Onlara verilecek cevabın ilk açığa çıkacağı yer şudur: Onlar O’nu ya cisim düşünmekten kurtulamazlar ya da cisim düşünmezler. Eğer O’nu cisim düşünürlerse, kendi halklarının basiretsiz kimseleri gibi yanılmış olurlar; bununla birlikte O’nu cisimleştiren herkese verdiğimiz bütün cevaplarla yükümlü olurlar. Eğer O’nu cisim düşünmezlerse fakat “O’nda değişiklik vardır; şu niteliği öteki niteliği değildir” derlerse, gerçekte O’nun cisim olduğunu söylemiş olurlar, yalnız bunu başka bir dille söylemişlerdir. Çünkü içinde değişiklik bulunan şey kuşkusuz cisimdir. Biz ise bu anlamların tek bir nitelik olduğunu sabit kıldık; fakat dil, aklın bilgide toplayabildiğini tek bir sözde toplayamaz. Bunun benzeri, “Ben ateşe tapmıyorum; fakat yakan, aydınlatan ve yukarı çıkan şeye tapıyorum” diyen kişidir; çünkü o gerçekten ateşin kendisini söylemiş olur. Bundan sonra onları kendi ağızlarıyla O’nun cisim olduğunu söylemeye zorlarız. Eğer bundan kaçınıp “O’nun cisim olduğunu söylemek mümkün değildir; çünkü her cisim yapılmıştır” derlerse, aynı şekilde O’nun diriliğinin ve bilgeliğinin O’ndan başka olduğunu da söylememeleri gerekir; çünkü diriliği kendisinden başka olan herkes yapılmıştır. Ey Tanrı sana merhamet etsin, bu insanlar delil getirmenin yollarını bilmediler. Biz tevhid ehli, insanın hayatının kendisinden başka olduğuna şunun için inandık: Onu bir zaman diri, bir zaman ölü gördük; onda bir şey bulunduğunu ve bu yüzden diri olduğunu, o şey ondan ayrılınca ölüye döndüğünü bildik. Aynı şekilde onu bir zaman bilge, bir zaman bilgisiz gördüğümüzde, onda bir şey bulunduğunu ve bu yüzden bilge olduğunu, o şey ondan ayrılınca bilgisize döndüğünü bildik. Eğer insanda bu iki durumu görmeseydik, insanın kendi özü bakımından diri ve bilge olduğuna inanırdık. Her şeyin Yaratıcısı hakkında ise, insan hakkında olduğu gibi, diri ve bilge olmadığı bir vakit bulunması gerçekten imkansız olduğuna göre, kuşkusuz O kendi özüyle diridir ve kendi özüyle bilgedir. Böylece bu insanların yöneldiği şey kökünden iptal olur. Bununla birlikte kendi görüşlerine göre bilmeleri gereken şeyi de tamamlamadılar: “Özü, diriliği ve bilgeliği” dediler; fakat “kudreti” demeyi, aynı şekilde “işiten” ve “gören” anlamlarını söylemeyi bıraktılar. Eğer “diri” demeleri onlara “güçlü” demek için yetiyorsa ve “bilge” demeleri onlara “işiten” ve “gören” demek için yetiyorsa, “bilge” demeleri de “diri” demek için yeterlidir; çünkü bilge ancak diri olabilir. Görmez misin ki onlar, incelemelerinden sonra bile kendi görüşlerinin gereğine göre yürümediler; tersine kendilerine söylenene karşı durabilmek için bu sözde acele ettiler. Sonra derim ki O’nun hakkında bir değişikliğin mümkün olması halinde, dünyadaki her değişiklik de O’nun hakkında mümkün olurdu; çünkü inceleme şeylerin genel türlerine bakar, tek tek şahıslarına ve ayrıntılarına bakmaz. Eğer bu insanlar akıldan delil getirdiklerini sanıyorlarsa, yöneldikleri şeyin bozukluğunu onlara açıkladık. Eğer Kutsal Yazı’dan delil getirirlerse ve bazıları şöyle derse: “Kutsal Yazı’da ruh ve söz gördüm; ‘HaŞem’in ruhu bende konuştu, sözü dilimin üzerindeydi’ (2 Şemuel 23:2) denmiştir.” Deriz ki bu ruh ve söz yaratılmıştır; bunlar Yaratan’ın peygamberinin ağzına koyduğu ayrık sözlerdir. Kitapların Yaratan’ın adını “nefeş” diye adlandırdığını zaten biliyoruz; nitekim “Nefeşimi boş yere taşımayan” (Tehilim 24:4) sözü “adımı” anlamındadır. Yaratılmışlarda nefeş ve ruh bir anlam olduğu, Yaratan hakkında nefeşin anlamı ad olduğu gibi, O’nun hakkında ruhun anlamı da görüm ve peygamberliktir. Bu delili getirenlerin yaptığı şey, İbranilerin dilini az bilmelerinden kaynaklanır. Aynı şekilde onlardan bazılarının, kitapların Tanrı’nın ruhunun yaptığını söylediğini delil getirdiğini gördüm; nitekim “Tanrı’nın ruhu beni yaptı, Şaday’ın nefesi beni diriltir” (İyov 33:4) denmiştir. Yine Yaratan’ın sözünün yaptığına delil getirirler; nitekim “HaŞem’in sözüyle gökler yapıldı” (Tehilim 33:6) denmiştir. Bunun da onların dili az bilmelerinden kaynaklandığını gördüm. Kitapların “Yapan, şeyleri buyruğuyla, sözüyle, isteğiyle veya iradesiyle yaptı” demekteki maksadı şudur: Onları amaçla yaptı; boş yere, yanılgıyla veya zorunlulukla değil. Nitekim “O birdir, kim O’nu geri çevirebilir? Nefeşi neyi dilerse onu yapar” (İyov 23:13) denmiştir. “Onları sözüyle, ağzının ruhuyla, söylenişiyle ve çağırışıyla yaptı” denmesindeki maksat da onları bir anda yaptığıdır; zaman ölçüsü içinde değil, parça parça da değil. Nitekim “Ben onlara seslenirim, birlikte dururlar” (Yeşayahu 48:13) denmiştir. Bu bize, kendisine söz söylenen veya ağzının ruhuyla üflenen bir şeye benzetilmiştir; bu yüzden “ağzının ruhuyla onların bütün ordusu” (Tehilim 33:6) ve “burnunun ruhunun nefesinden” (Tehilim 18:16) denmiştir. Buradan onların kendi görüşlerini terk ettiklerini de görüyorum; çünkü kitaplar O’nun elinin yaptığını söyler: “HaŞem’in eli bunu yaptı” (İyov 12:9); O’nun gözünün koruduğunu söyler: “HaŞem’in gözleri bilgiyi korur” (Mişle 22:12); O’nun görkeminin topladığını söyler: “HaŞem’in Görkemi seni toplayacaktır” (Yeşayahu 58:8); O’nun öfkesinin yükseldiğini söyler: “HaŞem’in öfkesi onların üzerine yükseldi” (Tehilim 78:31); O’nun merhametlerinin geldiğini söyler: “Merhametlerin bana gelsin de yaşayayım” (Tehilim 119:77). Bu anlamlardan her biri ve bunlara benzeyenler, ruh ve söz üzerine eklenmiş başka nitelikler olmak zorunda kalırdı; çünkü onların her birine, ruh ve söze nispet edildiği gibi, nispet edilmiş bir fiil vardır. Ey Tanrı seni doğruluğa yöneltsin, bize göre bunlar ve benzerleri sözde mecazlar ve dilin geniş kullanımlarıdır. Dil bunlarla genişlemiştir; her birinin yaklaştırıcı bir anlamı ve kavranabilir açıklaması vardır. Bunu, Tanrı’nın yardımıyla ileride açıklayacağım.

Hebrew: Emunot we-Deot; Leipzig, 1864. · Public Domain

English: HaEmunot veHaDeot; Translated to Turkish by Gökhan (Aryeh) Duran, 2026 [tr] · CC-BY-NC

Texts from Sefaria.